Skip to content

Support Our Website

Funding is essential to keep our community online, secure, and up-to-date.

Donate and remove ads. Previous donors, get in touch to apply this perk.

Buy Me A Coffee

Komşunun Karısı

By sanatci

Story Categories:

Views: 213 | Likes: +7

Sıcak bir ağustos ayı günü evimde yalnız başıma oturuyordum. Eşim kardeşinin tatili nedeniyle onun yanına gitmişti. Salondaki üçlü koltuğa uzanmıştım, klimanın serinliğiyle telefonumda tek başıma geziniyordum.

Birden kapı zili çaldı. Bu uyuşuklukla yerimden kalkmak zor gelmişti. Herhangi bir sipariş vermemiştim. Beklediğim kimse yoktu. Zaten üzerimde bir şort tişört vardı. Uyukluyordum. Bu halde beni kimsenin görmesini istemiyordum. Bir an koltuğa gömülmeyi aklımdan geçirdim ama hafif bir huzursuzlukla ayağa kalktım. Kapıya ilerledim.

Kapının deliğinden dışarıyı kontrol ettim. Karşı komşunun karısı kucağında bebekle etrafa bakınıyordu. Hızlıca üzerimi ve saçımı düzeltip kapıyı araladım.

Karşı komşumuzun eşi Zeynep karşımda duruyordu. Şık bir yazlık elbise giymiş, hafif bir makyaj yapmıştı. Omzuna astığı büyük bebek çantası kaymak üzereydi, saçlarından birkaç tutam yüzüne yapışmıştı ve gözlerinde hafif bir panik vardı.

Normalde kapıyı hep eşim açardı. Kapıyı benim açmama biraz şaşırmıştı. “Ay merhaba. Cansu evde mi?” diye sordu.

“Cansu yok, kardeşinin yanına gitti tatile,” dedim, kapı eşiğinden. Cansu’yu evde bulup rahat bir nefes alma umudu gözlerinin önünde sönmüştü sanki.

“Hay Allah, tüh!” dedi Zeynep, kucağındaki bebeği biraz daha yukarı çekmeye çalışarak. Sesindeki panik bir anda yerini derin bir çaresizliğe bırakmıştı. “Ben de bir saatliğine bebeği Cansu’ya bırakırım diye düşünmüştüm.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Hııı” diye tepki verebildim sadece.

Alnına yapışan bir tutam saçı geriye iterken; “Kuaföre gidicektim bir saatliğine. Annem de kardeşimin yanına gitti birkaç günlüğüne. Fatih, hastanede; nöbetçi bugün. Normalde kuzenim bakardı ama o da tatilde.”

“Hadi ya, tüh…” dedim, kadının o çaresiz haline gerçekten üzülerek. “Ben yardımcı olayım sana.” diye ekledim. Küçük yumurcak bu sözümü anlamış, sanki geleceğini sezinlemiş gibi tam o anda huzursuzca kıpırdanıp mızmızlanmaya başladı.

Zeynep kucağındaki bebeği sıkıca tutarken şaşkınlıkla bana baktı. “Yok yok. Olmaz. Ben hallederim bir şekilde zahmet olmasın.” dedi
“Yok ya ne zahmeti. Ben burdayım.” dedim kapıyı biraz daha açıp içeriye geçmesi için alan açarak.
” Olmaz olmaz. Çok mızmızlanıyor zaten. Beraber gideriz biz kızımla dimi kızım.” diye karşılık verdi sözlerime. “Dışarıda kırk derece sıcak var, çocuğu kuaför salonlarının perişan edeceğine bırak bana. Alt tarafı bir saat dedin, hallederiz.”

Zeynep bir kucağındaki bebeğe, bir de benim kendimden emin durmaya çalışan halime baktı. Yüzünde kararsızlıkla karışık kocaman bir rahatlama belirdi. “Emin misin? Yani… ”

“Gelsene içeri. Biz de biraz prensesle birbirimize alışırız,” dedim rahat görünmeye çalışan bir tebessümle.

Zeynep derin bir nefes verdi. O an yüzündeki bütün o panik dalgası yerini kocaman bir rahatlamaya bıraktı. “Gerçekten çok teşekkür ederim, yani nasıl makbule geçti anlatamam,” diyerek antreden içeri adım attı.

Bebek çantasını antredeki konsolun üzerine bıraktı. Bebeği yavaşça kucağıma aldım. Yumuşacık, pamuk gibi bir sıcaklık kollarımın arasına yayıldı. İçerideki hafif serinliğe doğru, salona geçtik.

“Buyur otur 5 dakika lütfen,” dedim koltuğu işaret ederek. “Bir nefeslen, soluklan öyle çıkarsın.”
Zeynep ter ter üstündeydi. Koltuğun ucuna ilişti, elini göğsüne koyup derin bir nefes verdi. “Ay vallahi zor durumdayım.” dedi yüzünü yelpazeler gibi yaparak. “Nasıl bir zamana denk geldi anlamadım. Cansu evde olmayınca tamamen çaresiz hissettim bir an.”

Ben kucağımdaki minik prensesle salonun ortasında dikiliyordum. Sarı saçları, fırın gibi Ağustos sıcağında alnına yapışmıştı. Minik elleriyle tişörtümün yakasına tutundu, iri siyah gözlerini yüzüme dikti. Dudakları hafifçe büküktü ama ağlamakla merak etmek arasında kalmış gibi bana bakıyordu.

“Sen hiç kafana takma. Biz prensesle takılırız 1 saat. Sana soğuk birşeyler getireyim ben.”

“Yok yok, hiç durmayayım ben,” diyerek ayağa kalktı Zeynep. “Randevuya da geç kalmayayım hazır sen bu kadar iyilik yapmışken. Çantada her şeyi var zaten; emziği, yedek biberonu, ıslak mendili, bezi… Bir şey olursa hemen ararsın.”

Zeynep hızlı adımlarla kapıya doğru yöneldiği an, kucağımdaki minik prenses durumun ciddiyetini kavramış gibi bir anda kıpırdanmaya başladı. Anneliğin o görünmez bağı mı devreye girdi, yoksa kapıdan gelen o hareketlilik mi tetikledi bilmem; gözlerini kocaman açtı, dudakları titredi ve ciğerlerinin yettiği son güçle bir çığlık kopardı.

Sanki Zeynep’e “Gitme!” diye yalvarıyordu. Arkasını dönüp bana ve bas bas bağıran kızına baktığında yüzündeki o rahatlama ifadesi bir anda yerini suçlulukla karışık bir paniğe bıraktı. “Anladı gideceğimi… Ahhh kızım ahh…”

“Dur bir dakika, panik yapma,” dedim sesimi bebeğin ağlama sesinin üzerine çıkarmaya çalışarak. “Gel şöyle, iki dakika daha otur. Alışsın biraz bana. Sonra gidersin.”

Zeynep bir kucağımda kızaran, nefessiz kalacakmış gibi ağlayan kızına baktı, bir de benim o kriz anında bile bozmamaya çalıştığım sakin duruşuma. Derin bir nefes verip elini kapı kolundan çekti.

“Haklısın galiba…” dedi çaresizce gülümseyerek. “Bu halde bırakıp gidersem aklım burada kalır zaten.” Ufaklığa doğru uzanıp kucağımdan aldı. Tekrar salona, koltuğa doğru geçti. O içeri doğru adımlayınca, kucağımdaki ağlama krizinin dozu mucizevi bir şekilde bir tık düştü.

“Mutfaktan ikimize de buz gibi bir soğuk kahve yapayım. Sonra rahat rahat çıkarsın.” Zeynep kararsızca koltuğun ucuna çökerken, kucağımdaki ufaklığın ağlaması hafif bir hıçkırığa dönüştü. Bebek annesinin yakında olduğunu hissettikçe yatışıyordu.

Mutfaktan iki kahve bardağı, dolaptan soğuk süt, kahve ve bolca buz çıkardım. Ağustos sıcağında, boş evde tek başıma tavanı izlerken kendimi bir anda komşuma soğuk kahve hazırlarken bulmak garip bir sürpriz olmuştu.

Kahveleri hazırlayıp salona geri döndüm. Kahvenin birini Zeynep’e uzatırken, bebek artık sadece minik parmağımı emmekle meşguldü.
“Valla ilaç gibi geldi,” dedi Zeynep ilk yudumu alırken. Yüzündeki gerginlik yerini yavaş yavaş tebessüme bırakıyordu.

Ellerimi çocuğa doğru uzatıp “Hadi gel bakalım prenses.” Dedim. Zeynep çocuğu verirken “Komşu amcasıyla biraz kaynaşalım.” diye ekledim.

Zeynep buz gibi kahvesinden bir yudum alıp koltuğa yaslanırken tam karşısındaki tekli koltuğa geçtim. Bebek artık ağlamayı bırakmıştı. Ağustos sıcağının bunaltıcılığı, klimanın hafif serinliği ve eldeki buzlu kahvelerle bir anda yerini tatlı bir öğleden sonra sohbetine bırakmıştı.

“Cansu yokken seni de böyle pat diye darladım ama inan ne yapacağımı bilemedim.”

“Aman, ne darlaması,” dedim bebeği kucağımda biraz daha yukarı kaydırıp sırtını hafifçe pışpışlayarak. “Ben de zaten salonda tavanı izleyip ne yapsam diye düşünüyordum. Bize de değişiklik oldu işte, fena mı?”

“Ağustos sıcağında kuaför fikri de az cesaret değil yalnız,” dedim gülerek. Amacım onun saçlarıyla ilgili muhabbet açmaya çalışmıştım. Zeynep’in omuzlarından aşağıya süzülen göğüslerine kadar uzanan sarı saçları vardı. “Ben sıcaktan dışarı adım atmaya üşeniyorum, sen bu havada saç kestirmeye niyetlenmişsin.”

Zeynep, göğsünün üzerine dökülen sarı tutamları parmaklarının ucuyla yavaşça geriye attı. Sıcağın etkisiyle boynuna hafifçe yapışmış birkaç teli düzeltirken derin, hafif bıkkın ama son derece muzip bir nefes verdi.

“Sorma,” dedi Zeynep, gözlerini elindeki bardağa indirip buruk bir gülümsemeyle. “Dün akşam Fatih’le biraz tartıştık zaten. Tutundu saçlarıma… ‘Git şu saçını kestir artık, bu halin ne, sürekli evde bakımsız dolanıyorsun’ diye çıkıştı. Hatta sabah çıkarken de ‘Yarın geldiğimde seni böyle görmek istemiyorum’ falan dedi. İnanılmaz kızgındı.”

Duyduklarım karşısında şaşırmadan edemedim. “Bak sen Fatih Beye.” Dedim şaşkınlıkla. Zeynep’in sesindeki o kırgınlık, az önceki telaşın arkasındaki asıl sebebi bir anda açık etmişti.

“Çocuğa bakacak kimsem olmadığını sanki bilmiyormuş gibi konuşuyor,” diye devam etti, elini sıkıntıyla alnına götürerek. “Annemin kardeşimin yanına gittiğini biliyor, kuzenimin tatilde olduğunu biliyor… Ben çok meraklıyım sanki bu sıcakta kucağımda bebekle kapı kapı dolanmaya. Bir saatlik bir kuaför randevusunu bile organize etmek benim için kör düğüm haline geliyor ama ona anlatamıyorsun işte. Beyefendiye göre her şey çok basit.”

“Valla ne diyeceğimi bilemedim,” dedim kucağımdaki minik kıza bakarak. “Yani Fatih de nöbet yorgunluğudur, stresidir belki ama… Böyle baskı yapması hoş değil tabi. Üstelik bu sıcakta, bebekle tek başına kalmışken sana yardımcı olmak yerine bir de laf etmesi haksızlık.”
“Aynen öyle,” dedi Zeynep derin bir iç çekerek. “Sırf o lafları tekrar duymayayım, evde yeni bir gerginlik çıkmasın diye bu sıcakta kendimi dışarı attım işte. Cansu’yu da evde bulamayınca kapıda öylece kalakaldım. Gerçekten ne yapacağımı bilemedim.”

“Kötü durmuyor ki saçların,” dedim, saçlarına kaçamak bir göz atarak. “Bence gayet yakışıyor, öyle abartılacak bir biçimsizlik yok ortada. Nasıl bir şey kestireceksin ki?”

Zeynep, göğsüne kadar inen sarı saçlarını eliyle kavrayıp hafifçe yukarı doğru kaldırdı. Saçların altındaki o gizli bölge ortaya çıktığında, uzayıp formunu kaybetmeye başlamış alt kesim (undercut) göründü. Ensesindeki o eski tıraşlı alan diplerden koyulaşarak uzamış, üzerindeki o keskin zıtlığını yitirmişti.

“Aslında saçımın alt kısmı tıraşlı,” dedi, ensesindeki kısa, daha önceden makineyle alınmış bölgeyi göstererek. “Fatih geçen yıl takmıştı kafayı bu modele. Saçın üstü uzun kalıyor, alt tarafları kazıtıyorsun ya… Çok havalı duruyor diye tutturan kendisiydi. Onun isteğiyle yaptırmıştım ben de. Bu uzamış halini sevmiyor. Bu alttaki tıraşın sıfır, jilet gibi pürüzsüz durmasını istiyor. Uzayıp da böyle şekilsizleşince sinir oluyor. Dün akşam sırf bu uzayan ense yüzünden tutundu bana… ‘Git şu saçını düzgün kestir, enseyi sıfırlat ya da düzgün bir şeye benzet, böyle bakımsız dolanıp durma’ diye bağırdı.”

Sözlerine devam ederken parmaklarıyla ensesindeki o uzamış, kısa tutamları taradı. Son saç traşının üzerinde neredeyse 2 ay geçmiş gibiydi. Uçlarındaki boyalı kısımların aksine alttan orjinal renginde siyah saçlar uzamıştı.

“Ama bakımı tam bir belalı,” diye iç geçirdi. “Birkaç haftada bir makineyle üzerinden geçilip düzeltilmesi gerekiyor. Bebekti, evdi derken ben tabii aksattım. Uzadıkça o tıraşlı yerler biçimsiz bir şey oldu, saçın bütün formu bozuldu. Fatih sırf o istedi diye yaptırdım, şimdi bakımı aksayınca yine dert oldu.”

“Anladım…Demek Fatih Bey enseyi böyle uzamış görünce rahatsız oluyor…” dedim, ensesindeki o uzamış tıraşlı kısımlara ve Zeynep’in sıkıntılı yüzüne bakarak.

“Yani zamanında kendi istediği modeli şimdi bakımı zorlaşınca yine sana dert etmiş.”
“Tam olarak öyle!” dedi Zeynep. “Şimdi kuaföre gidip o alt kısımları makineyle tekrar sıfırlatacağım. Yoksa bu saçın o haliyle Fatih’in dırdırını çekecek halim kalmadı.”

“E bu kadarlık işse kendi neden yapmıyormuş Fatih bey? Altı üstü makinayla uzamış yerleri kesicek. Hem bu modeli kendi istemiş, kendi de bakımını yapıversin.” diye sordum, kaşlarımı hafifçe kaldırıp gülerek. “Sadece enseyi makineyle almak için bu sıcakta kuaför yollarına düşmeye değer mi?”

“Sorma,” dedi Zeynep gözlerini devirip bıkkın bir tebessümle. “Fatih kıl tüy işleriyle hayatta uğraşamazmış efendim… eli yatkın değilmiş, öyle incelik gerektiren işlerle vakit kaybedemezmiş. Yani anlayacağın beyefendi sadece fikri vermeyi, emretmeyi biliyor ama icraata gelince ‘git hallet’ demesini çok iyi beceriyor.”

“Bak sen…” dedim gülerek, “Yani hem o ensedeki sıfır tıraşın pürüzsüzlüğüne ve görüntüsüne bayılıyor, hem de ‘elim kirlenmesin, kıl tüy bulaşmasın’ diye topu tamamen sana atıyor.”

“Peki sen neden kendin yapmadın?” diye sordum, kaşlarımı hafifçe kaldırıp gözlerimin içiyle gülerek. “Aynanın karşısına geçip bir eline küçük bir el aynası, diğer eline makineyi alıp o uzayan yerleri iki dakikada sıfırlayabilirdin. Çoğu alt kesim kullanan kadın öyle yapıyor sonuçta.”

“Ben daha önce denedim,” dedi Zeynep, gözlerini devirerek. “İki aynayla açıyı tutturayım derken mahvettim. Resmen yamuk yumuk oldu. Mecbur üzerine kuaföre gittim yine. Biraz daha yukarı çıkarmak zorunda kaldım alt kesimi.”

“Yani anlayacağın,” diye devam etti sesi biraz daha alçalarak. “İş icraata, bir fayda sağlamaya geldi mi kimsede tık yok. Sadece laf söylemeyi, elini saçımda gezdirip keyfine bakmayı biliyor.”

Kucağımdaki bebek az önce kopan kıyametin aksine sakinlemiş, uykuya geçmeye hazırlanıyordu. Yavaşça onu koltuğun üzerine bıraktım.

“Anladım…” dedim, boğazımı hafifçe temizleyerek. “Yani evde laf çok ama icraat sıfır.”
“Tam olarak öyle,” dedi Zeynep, bana doğru biraz daha eğilip fısıldar gibi. “Şimdi anladın mı bu sıcakta neden kuaför peşinde koştuğumu?”

“E bunun için mi gidiceksin bu sıcakta kuaföre?” dedim bardağımı masaya bırakırken. ” Ben halledeyim, ne olacak? Alt tarafı çizgiden uzayan yerleri alacağız.”

Zeynep bir an ne diyeceğini bilemeyerek öylece kaldı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, dudaklarında kararsız bir tebessüm belirdi. “Aaa yok yok, böyle bir şey isteyemem,” dedi elini havada sallayarak. “Randevumu aldım zaten. Ben gider gelirim hızlıca, seni de böyle abuk subuk bir işle meşgul etmeyeyim.”

“Saçmalama Zeynep,” dedim oturduğum yerden sesimi olabildiğince ikna edici tutarak. “Dışarıda kırk derece nemli bir sıcak var. Trafik çekiceksin, park yeri arıyacaksın. En az yarım saat sıra bekleyeceksin. Fön gürültüsü, sıcak hava, kalabalık… Şurada alt tarafı iki dakikalık iş var.”

“Ama yani… Olur mu öyle şey? Sana yük oluyorum zaten, bir de saçımla mı uğraşacaksın?”

“Ne yükü Allah aşkına?” dedim uykuya dalmak üzere olan kızını göstererek. “Bak, hanımefendiyi zaten uyuttuk, ortalık sakin. Kuaföre gidip bir ton para vereceksin, üstüne bir de o sıcağı çekeceksin. Ara iptal et. İki dakikada tertemiz hallederim ben senin traşını.”

Tereddütle bir kızına, bir de benim kendinden son derece emin halime baktı.

“Gerçekten yapabilir misin?” dedi. “Bak valla yamuk olursa Fatihin dilinden kurtulamam.”
“Söz veriyorum, milim şaşmayacak,” dedim gülerek. “Tamam sen kahveni bitir. Ufaklıkta hazır sakinken. Bak ayrı da kalmıycaksınız prensesle. Sen de rahat bir nefes al.”

Zeynep derin bir iç çekti, yüzündeki o son direnç duvarı da yıkılmıştı. “İyi tamam… bu sefer böyle olsun o zaman.”

Ama bardağı masaya bırakırken gözlerinde ansızın yeni bir endişe dalgası belirdi. Kaşları çatıldı, bakışları sabitlendi.

“Peki ya Fatih’e ne diyeceğim ben?” dedi sesi hafifçe kısılarak. “Senin beni tıraş ettiğini duyarsa çok kızar. Kıskançlığını biliyorsun, imkanı yok bunu anlayışla karşılamaz. Olay çıkarır evde.”

“Nerden duyacak ki? Söylemek zorunda değilsin.” dedim gayet sakin bir sesle. “Kuaföre gittim hallettim dersin. Adam senin kuaförün kimliğine, makbuzuna bakacak değil ya? ‘Gittim, sıramı bekledim, tıraşımı olup geldim’ dersin, biter gider.”

Zeynep bir an düşündü, sonra acı bir tebessüm kondu dudaklarına. “Doğru söylüyorsun aslında… Zaten beyefendi sadece sonuca bakar.Çünkü o bu işin cefa kısmından kaçıp sadece sefasını sürmek istiyor.’Bak düzelttim işte’ derim, ruhu bile duymaz nerede yaptırdığımı.”

“Aynen öyle,” dedim kucağımdaki minik prensesi koltuğun üzerine, yastıkların arasına emniyetli bir şekilde yatırırken. “Sen şimdi hiç kafanı böyle şeylerle bulandırma. İki dakikalık işimiz var zaten.”

“İyi ama evde nasıl olacak bu iş? Her yer kıl saç olacak,” dedi Zeynep etrafa endişeyle bakarak. “Salonda tüy uçuşursa Cansu da mahveder seni, benim yüzümden aranız bozulmasın.”

“Merak etme. O da bilmiycek. Bu bizim aramızda küçük bir sır olarak kalıcak.” dedim rahat bir tavırla.

“İstersen banyoda yapalım bu işi,” dedi Zeynep, aklına daha pratik bir fikir gelmiş gibi. “Temizlemesi daha kolay olur, salondaki halıya falan tek bir tel bile sıçramaz.”

“Mümkün değil,” dedim net bir sesle. ” Klima burada çalışıyor, bu sıcağında banyoda ikimiz de ter içinde kalırız.”

“E peki nasıl engel olacaksın dökülenlere?”
“Sen hiç merak etme,” diyerek hızlıca içeriye geçtim. Yatak odasındaki dolaptan geniş, temiz beyaz bir çarşaf kaptım.

Banyodan bir havlu ve cansunun tokalarından aldım. Makinayı, makası, aynayı ve tarağı aldım. Salona geldiğimde önce çarşafı genişçe serdim. Sonra ortaya sandalyeyi yerleştirdim.

“Bir kuaför salonu rahatlığı olmasa da gayet güzel oldu,” dedim muzipçe, malzemeleri sehpanın üzerine dizerken.

Zeynep etrafa bakıp kıkırdadı. “Valla ortalık tam bir vip kuaför salonuna döndü. Tek eksiğimiz fön gürültüsü.”

“Onları da artık makinenin vızıltısıyla idare edeceğiz,” diyerek Zeynep’i sandalyeye davet ettim.

Zeynep tam sandalyeye oturacakken duraksadı. Yüzündeki muzip tebessüm bir anlığına yerini hafif bir şüpheye bıraktı. Gözlerini kısarak elindeki tıraş makinesine, sonra da bana baktı.

Zeynep’i biraz gergin görünce ona sormadan edemedim. “E, profesyonel salonda ne varsa bizde de var, hatta fazlası var,” dedim kendimden emin bir edayla. “Müzikse en güzelinden açarız, ama açmasak daha iyi ufaklığı rahatsız etmiyelim. Bir buzlu kahve daha Veya başka soğuk birşeyler? Kadın kuaförlerinde başka ne yapıyorlar rahatlatmak için? dedikodu mu? Söyle bakalım, bu ‘özel kuaför’ hizmetinde başka nasıl rahatlatalım seni?”

Zeynep teklifim üzerine hafifçe kıkırdadı, omuzlarındaki gerginlik gözle görülür bir şekilde kırıldı.  “Ufaklığı hiç uyandırmayalım zaten,” dedi fısıltıyla, başıyla bebeği işaret ederek. Yüzünde muzip, tatlı bir tebessüm belirdi. “Bu kadar kafein yeter. Ama dedikodu dersen… Kuaför salonlarının asıl olayı o zaten. Bütün o stresi, dedikoduyla atarsın.”

Aradaki mesafeyi kapatıp sandalyesinin arkasına doğru bir adım attım. “Madem öyle…” dedim sesimi alçaltıp, kendimden emin bir edayla.  “Neymiş kuaför salonlarının o en meşhur saç dedikodusu?” dedim gülerek, ellerimi omuzlarının üzerinde hafifçe gezdirip durarak.
” Kocalarınızı mı çekiştiriyorsunuz?”

“Ohoo, hem de nasıl!” dedi Zeynep gözlerini süzüp kahkahayı basarak. Sandalyede iyice geriye yaslandı, sarı saçları ellerimin arasına doğru süzüldü. “Günde kaç saat o koltukta oturuluyor biliyor musun? Saç boyasının açılmasını beklerken, fön çekilirken dökülür bütün dertler. ”

“Bak sen…” dedim tebessüm ederek. “Ne varmış bizim halimizde bu kadar makara yapacak?”

Salonda neşeli bir kahkaha yankılandı. “Neler neler duyuyorsun orada bir bilsen… ‘Kocam sarı istedi, o yüzden bu tonu açtırıyorum’ diyenler, ‘Aslında küt kestirmeyi çok istiyorum ama kocam uzun saç seviyor, kıyamıyorum’ diye iç geçirenler… Bir koca klasiğidir bu! İşte Fatih de tam o gruptan. Kadınların o kuaför koltuklarında dert yandığı şey tam olarak bu işte: Kendi kafamızdaki saça bile erkeklerin zevkine göre karar vermek!”

“Demek Fatih de ‘uzun saç seviyorum’cuların başında geliyor,” dedim tebessüm ederek.

“Aaa, yok yok! Öyle değil,” dedi Zeynep gülerek, başını hafifçe yana sallayıp aynadan bana bakarken. “Fatih boyuna hiç takılmaz. Onun olayı bambaşka… O doğrudan bu alt kesim tıraşına hasta!

“Bak sen,” dedim şaşırmış gibi yaparak. Elimi uzatıp omuzlarına inen sarı tutamları geriye doğru topladım. Ensede uzamış olan alt kesim bölgesini parmaklarımın arasında belirginleştirdim. “Ben de klasik ‘uzun saç isterim’ kocalardan sandım.”

“Hahaha” dedi Zeynep kıkırdayarak. Bakışlarında kışkırtıcı bir parıltı belirdi. “Kafayı bu enseyi sıfırlatma işine takmış durumda. Topladığımda o jilet gibi keskin çizgiyi, elini sürdüğünde o pürüzsüzlüğü hissetmek adamın aklını alıyor. Kadınlar salonda ‘Kocam saçımı ellletmiyor’ diye yakınırken, benimki ‘Enseyi ne zaman bir daha kestireceksin?’ diye peşimde dolanıyor. Erkek traşı gibi.”

“O zaman Fatih’in hayalini kurduğu o kusursuz pürüzsüzlüğü vermek bana kaldı,” dedim tebessüm ederek. “O sadece sonucun keyfini sürsün… Ama bu traş ikimizin sırrı olsun.”

Zeynep dudaklarını ısırarak onaylarcasına başını salladı.”Peki ya sen?” dedi Zeynep, sesini iyice alçaltıp, “Bütün bu kadınların ve kocalarının dedikodusunu yaptık ama senin fikrini hiç sormadım.”

“Hangi konuda?” dedim anlamamış gibi yaparak, elimi ensesindeki o uzamış yumuşak tutamların üzerinde sabit tutarak.

“Genel olarak kadınların saç kesimi hakkında… Mesela cansunun saçı boyun hizasında” dedi başını hafifçe geriye, elime doğru yaslarken.

“Cansu’nun saçları boyun hizasında, evet… Tam bir klasik omuz küt kesimi,” dedim tebessüm ederek. Elimi ensesindeki o uzamış tutamların üzerinde yavaşça gezdirip parmaklarımı yukarıya, üstteki uzun sarı saçlarına doğru kaydırdım. “Onun yüz hatlarına ve tarzına inanılmaz yakışıyor. Daha derli toplu, modern ve alışılmış bir havası var. Daha uzun olduğu dönemler de oldu daha kısa olduğu dönemler de.” dedim kendimden emin bir edayla. “Yani kısacası ben güzel kesilmiş, bakımlı saçları seviyorum. Sıradan veya bakımsız uzamış bir saç değil, arkasında emek ve özen olan bir tarz her zaman kendini belli eder.”

“Demek bakımlı ve güzel kesilmiş…” dedi sesini flörtöz bir fısıltıya düşürerek. “Güzel. Ne istediğini bilen net bir cevap. Kaliteden gerçekten anlıyorsun.”

“Öyle,” dedim tebessüm ederek.

“O zaman bu kadına o bahsettiğin modern, bakımlı ve pürüzsüz havayı yeniden kazandırma vakti geldi,” dedi fısıltıyla. “Sözlerin kadar iddialı ve ustaca bir çizgi bekliyorum. Tıraş makinesi sende, ense bende… Artık başlayalım.”

“Tamam hadi başlayalım,” dedim gülerek. “Sen nasıl istersen öyle yapacağım. İster en altları kısa, yukarı doğru hafifçe uzayan bir fade geçişi yaparız. İstersen hepsi aynı uzunlukta sıfır numara olur. İstersen kontürleri jilet gibi ip gibi çizerim. İstersen tamamen jiletleriz bir sonraki berber randevunu biraz daha erteleriz. Tamamen senin paşa gönlüne kalmış.”

Zeynep arkasına dönüp gözlerini kocaman açarak bana baktı. “Ooo, beyefendideki özgüvene bak! Fade geçişi falan, terminolojiye de hakimmişiz.”

“Bende teknik çok,” dedim makinenin tarağını parmağımın ucunda hafifçe tıkırdatarak. “Sadece komşu kıyağı yapmıyoruz, sanatsal çalışıyoruz burada.”

“Tamam tamam, ikna oldum,” dedi Zeynep gülerek, sandalyesinde biraz daha öne doğru kayıp boynunu bükerken. “En altları sıfırla, yukarı doğru hafifçe karışsın o zaman. Aşırı dik bir çizgi olmasın, doğal ama tertemiz dursun. Madem o kadar iddialısın, görelim bakalım marifetini.”

Zeynep salonun ortasına getirdiğim sandalyede oturuyordu. Banyodan getirdiğim havluları açıp bir önden bir arkadan omuzlarına doladım, Cansu’nun tokasıyla boynuna güzelce sabitledim. Ardından parmaklarımı saçlarının arasından geçirip üstteki uzun tutamları yukarı doğru taradım. Cansu’nun diğer büyük mandal tokasıyla da hepsini tepede sıkıca tutturdum. Ensesindeki o uzamış, formunu kaybetmiş kavisli tıraş bölgesi tamamen ortaya çıkmıştı.

Eğilip ensesindeki hatta şöyle bir baktım. Gerçekten de kontürler dağılmıştı ama halledilmeyecek gibi değildi.

“Tamamdır, zemin hazır,” dedim masadaki tıraş makinesini elime alırken. Düğmesine bastım. Cihazın derinden gelen o hafif vızıltısı salondaki serin havaya yayıldı. Sol elimle Zeynep’in başını önden hafifçe destekleyip sabitledim. Ensesinden kulak arkalarına kadar uzanan o kavisli bölge pürüzsüzce önümde duruyordu.

“Başlıyorum. Traş makinası ensene değdiğinde korkmana gerek yok.” Dedim muzipçe. “Biliyorum bu hissi. Defalarca yaptım zaten. Merak etme.” Diye yanıtladı. “Sen benden daha tecrübelisin. Başlıyoruz öyleyse.” Diyerek traşa giriştim.

Makinenin soğuk ucunu ensesinin en alt çizgisine, tam kulak arkasının biraz altına temas ettirdim. Zeynep o ilk temasla hafifçe ürperip derin bir nefes tuttu.

” Soğukmuş biraz,” dedi fısıltı gibi bir sesle, başını hiç bozmamaya çalışarak.
“Hay Allah” dedim gülerek. Bileğimi hafif bir açıyla ivmelendirip makineyi aşağıdan yukarıya doğru milim milim kaydırdım. İnce, siyah saç kırıntıları dökülüp omuzundaki beyaz havlunun ve yerdeki çarşafın üzerine süzülmeye başladı.

“Nasıl gidiyor?” diye sordu Zeynep, gözleri karşıdaki kapalı televizyonun ekranına kilitlenmiş halde. ” Sana bıraktım, Yamuk olursa hesabını fatihe verirsin.”
“Panik yok,  her şey yolunda” dedim tarağın tersiyle dökülen kırıntıları sıyırıp çizgiyi kontrol ederek.

Ense traşını bitirdim. Havluyu sabitlediğim tokayı çıkarttım. Sanki daha altlarda saç varmış gibi elimi sırtında gezdirdim. Amacım onunla yakınlaşmak ve tahrik etmekti. Parmaklarımı ensesinden yukarı, kulağının arkasına ve köprücük kemiğine doğru yavaşça süzerek dökülen tozları temizledim. Bunu yaparken Zeynep’e dökülen saçları topladığımı söyledim.

Elimi yeni traşlanmış alanın üzerinde gezdirdim. “İşte tam kocanın istediği gibi.” Diyip duraksadım. “Yarın akşam televizyon karşısında bundan çok keyif alıcak.”

“Doğru… Keyif çıkarma kısmı onda” dedi Zeynep, sesini iyice fısıltıya düşürüp  “Dün gece o kadar söylenip durduktan sonra bu keyfi hak ediyor mu acaba?”

“Bak şimdi.” dedim bir an duraksayarak. “Hazır elimiz değmişken,  sana daha havalı bir şey yapalım mı?”
Zeynep üzerindeki kaşlarını kaldırdı. “Nasıl bir şey?”

“Sadece enseyle sınırlı kalmayalım,” dedim yanına biraz daha yaklaşıp parmaklarımla kulak üstündeki saçları yukarı doğru kaldırarak. “360 derece ‘undercut’ yapalım. Yani kulak üstlerini, şakakları ve enseyi komple etraf boyunca kısa keselim. Üstteki uzun saçlar salındığında kapatır, ama topladığında ya da kulağının arkasına attığında o alt tıraş 360 derece ortaya çıkar. Şimdiki halinden çok daha keskin ve marjinal durur.”

Zeynep şaşkınlıkla gözlerini açtı, eli refleks olarak kulak üstündeki saçlarına gitti.”Kulak üstlerini de mi alalım diyorsun yani? 360 derece komple alt kesim…” dedi sesi hem tereddütlü hem de acayip meraklı çıkarak. “Bak bu Fatih’in düşündüğünden de cesur bir model olur yalnız. Bütün alt taraf tıraşlı mı olsun diyorsun?”

“Aynen öyle,” dedim kendinden emin bir tavırla. “Dışarıdan kimse anlamaz. Fatihin sevdiği alanlara biraz daha ekleme yapmış oluruz. Topladığın an da inanılmaz modern ve ferah bir hava katar. Bu sıcakta da iyi gider bence. Ne dersin, cesaretin var mı?”

Zeynep bir an gözlerini kapatıp düşündü, sonra muzip bir tebessümle bana baktı. “Valla gaza getiriyorsun beni… Zaten gıcık oldum akşamki laflara. Yapalım be! Etrafını komple al!”

“Madem niyetlendik, tam yapalım,” diyerek Cansu’nun tokalarını yeniden ayarlamaya başladım.
Zeynep’in sol şakaklarından başlayarak, kulak üstlerinden enseden sağ şakaklarına kadar uzanan o tüm dairesel alt hattı parmaklarımla milim milim ayırdım. Üstte kalacak olan uzun tutamları başının tam tepesinde sıkıca toplayıp iki büyük klipsle sabitledim. Artık kafasının etrafındaki tüm alt bölüm—şakaklar, kulak üstleri ve ense—360 derece bir hat halinde açığa çıkmıştı.

Tıraş makinesini tekrar elime alıp düğmesine bastım. Vızıltı salonda yeniden yükseldi.
“Başını hafifçe sağa yatır,” dedim.
Sol şakağındaki saçları sol elimle gerdirip makineyi tam favori çizgisinin biraz üstünden vurdum. Makinenin keskin dişleri şakaklardaki ve kulak üstündeki uzamış saçlara temas ettiği an, ‘tırr tırr’ diye ritmik bir kesim sesi yayıldı. Siyah ince saç kırıntıları havada süzülerek Zeynep’in yanağından aşağı, havlunun üzerine döküldü. Kulak memesine zarar vermemek için sol elimle kulağını hafifçe öne doğru kıvırdım ve makinenin ucuyla kulak arkasındaki o zor kavisi dairesel bir hareketle temizledim.

“Ay kulağımın arkasındaki gıdııklanma hissi çok garip!” dedi Zeynep kıkırdayarak. “Ama acayip bir ferahlık geldi şimdiden.”

“Dur daha yeni başladık,” dedim gülümseyerek.
Aynı hattı takip ederek ensedeki o az önce düzelttiğim kısımla sol tarafı pürüzsüzce birleştirdim. Ardından sağ tarafa geçtim. Başını bu kez sola eğmesini söyledim. Sağ şakaktan girip kulak üstündeki tutamları milim milim yukarı kaydırarak traşladım. Makineye hafif bir açı vererek alt kısımları sıfır numarada tutarken, üst toka çizgisine yaklaştıkça bir numara aparata geçip o yumuşak ‘fade’ geçişini 360 derece başın etrafında dolaştırdım.

En son berber tarağını alıp başının etrafındaki bu yeni alt hat boyunca dairesel olarak gezdirdim. Dışarı kayan, tokanın altından kaçan birkaç uzun teli makasın seri hamleleriyle ‘şak şak’ diye sıfırladım.

Artık Zeynep’in başının etrafı dairesel olarak tertemiz, simetrik ve jilet gibi keskin bir undercut hattına kavuşmuştu. Üstteki uzun saçlar henüz tepede kilitli durduğu için modelin o marjinal ve cesur yapısı tüm çıplaklığıyla ortadaydı.
“İşte bu,” dedim makineyi masaya bırakıp. Ensede kalan saç kırıntılarını ellerimle temizlemeye çalıştım. Yine havlu ya da bir fırça kullanmadım. Onun bedenine dokunup hem kendim heyecanladım. Hemde onu heyecanlandırmaya çalıştım. “360 derece alt kesim tamamdır. ”

Zeynep kulplu el aynadaki görüntüsünü gördüğü an gözleri kocaman açıldı. Parmakları gayriihtiyari kalkıp kulak üstündeki ve ensesindeki o sıfırlanmış, ip gibi dümdüz hatta dokundu. Yüzünde önce büyük bir şok, ardından kocaman bir şaşkınlık belirdi.

“İnanmıyorum…” dedi nefesi kesilmiş gibi. “Sen naptın böyle? Gayet düzenli ve temiz bir traş. Şuraya bak, milim sapma yok!”
“Ne dedik sana baştan, bizde sanatsal çalışma var,” dedim gururla.

“Valla helal olsun,” dedi Zeynep gözlerini aynadan alamayarak. Peki üstleri salınca nasıl duracak?”

“Hemen deneyelim.” dedim. Tepedeki iki büyük mandal tokayı yavaşça açtım. Tokalardan kurtulan o uzun, pürüzsüz saçlar bir anda aşağı süzüldü; Zeynep’in omuzlarına ve yanaklarının yanına döküldü.

Geniş dişli tarağı alıp saçlarını üstten hafifçe taradım. Zeynep başını hafifçe sallayıp sağ taraftaki saçı kulağının arkasına attığı an, o alt kesimin keskinliği ve marjinalliği büyüleyici bir şekilde ortaya çıkıyordu.

Zeynep aynadaki son haline bakarken yüzündeki şaşkınlık yerini kocaman bir hayranlığa bıraktı. Saçlarını eliyle bir topluyor, bir salıyordu.
“Harika olmuş bu!” dedi gözleri parlayarak. “İnanılmaz rahatladım. Hem çok klas duruyor hem de acayip havalı!”

“Ama bir saniye” dedim. Birden Zeynep de tedirginliğe kapıldı.Fatih’le dün gece neden tartışmıştınız siz?” dedim, kaşlarımı hafifçe çatarak. “Hatırlatsana bana tam olarak neye kızmıştı?”

Zeynep yutkundu, bakışlarını aynadan kaçırıp masadaki saç kırıntılarına odakladı. Panik havası salona bir anda çöküvermişti.

“Şey…” dedi sesi biraz kısılarak. ” Dün gece birbirimize girdik işte. Belki duymuşsundur bile seslerimizi. Birkaç zamandır diyordu. Dün gece elini saçıma götürünce konusu açıldı tekrardan. Ben ‘Aman ne gerek var, idare eder’ deyince çıldırdı. ‘Bozuk saçlarla gezmeyi bırak, bakımsız duruyorsun, düzeltmeye niyetin yok mu senin? Yarın ilk iş o kuaföre gidilecek, o saç adam gibi derli toplu, hanım hanımcık bir kesim yapılacak! Yoksa ben kendim makası alır sıfıra vururum!’ diye laf saydı bana.”

Araya ağır bir sessizlik girdi. Ciddiyet birden salondaki havanın rengini değiştirdi. Ortamı yumuşatmak istedim.

“Evet işte, hanım hanımcık bir kesim yapmamız lazım,” dedim hafif muzip bir tonla, makası parmaklarımın arasında çevirerek. “Uzun kısımların da çok düzensiz duruyor zaten. Fatih yarın sabah geldiğinde ‘Vay be, işte benim bahsettiğim derli toplu kadın!’ desin.”

Zeynep kaşlarını kaldırıp “Yani ne yapacağız?” der gibi şüpheci ve meraklı gözlerle yüzüme baktı.

“Benim fikrim sana tam bir küt kesim vermek,” dedim tarağın ucuyla göğsüne kadar inen saç tutamlarını göstererek. “Göğsüne sarkan bu düzensiz uzunlukları kökten unutuyoruz. Saçını tam çene hizasında, ip gibi dümdüz bir hatla keseceğim. Üstteki saçlar çene hizasında küt bir perde gibi düşecek. Dışarıdan bakan herkes seni sadece son derece şık, klasik ve derli toplu bir küt kesim olacak. Fatih’in aradığı o ‘hanım hanımcık’ görüntü birebir tutacak.”

Zeynep’in gözleri bir an açıldı, parmakları istemsizce çene hizasına gitti. “Çene hizasında küt…” diye mırıldandı, fikri kafasında tartarak.

“Aynen öyle,” diye devam ettim, ikna edici bir tonla. “En güzel kısmı ne biliyor musun? Bu küt kat, altta yaptığımız o 360 derece tıraşlı bölgeyi tamamen kapatacak. Sen saçını özel olarak tepede toplamadığın sürece, alttaki o marjinal undercut’ı dünyada kimse göremez. Bunu sadece kocan bilicek.”

Zeynep bir an duraksadı. Yüzündeki o tereddütlü ifade yerini derin bir kabullenişe bıraktı, dudaklarında hafif, içten bir tebessüm belirdi.
“İnanır mısın, zaten aklımda tam olarak öyle bir niyet vardı,” dedi başını hafifçe sallayarak. “Normalde bugün kuaföre gittiğimde onun da fikrini almayı planlıyordum. Çocukla bu saçın bakımı o kadar zor ki anlatamam…”

Eliyle göğsüne dökülen uzun tutamları kavrayıp hafifçe sıktı. “Çocuğu kucağıma alıyorum, saçlarıma yapışıyor; banyodan çıkıyorum, kuruması saatler alıyor. Bir de Fatih’in ‘düzelt’ baskısı eklenince iyice bunalmışım demek ki. Sadece cesaret edemiyordum. Söyleye söyleye adam en sonunda beni kendi isteğime getirdi aslında.”

“E o zaman kısmet bu salonaymış,” dedim makası parmaklarımın arasında hafifçe şaklatıp güven veren bir tavırla. “Hem çocukla uğraşırken o dökülmelerden, kurutma derdinden kurtulacaksın hem de Fatih yarın sabah eve geldiğinde ‘Vay be, lafımı dinlemiş, derli toplu küt yaptırmış’ diye sevinecek. Alttaki sırrı da sadece o bilecek. Bence mükemmel.”

Zeynep bir an duraksadı, gözlerini aynadaki yansımasında dolaştırıp muzipçe bana baktı. “Tamam, alt kesimi yaptın da… Bunu gerçekten simetrik yapabilir misin? Küt kesim şakaya gelmez, milim sapsan pazar filesine dönerim valla.”

“Aşk olsun Zeynep,” dedim alıngan bir edayla ama gözlerimi kırpıştırarak. “Ensedeki o sıfır geçişi, 360 derece undercut’ı yapan el, düz küt kesimi cetvelle çizilmiş gibi çıkarır. Bana güven, mesleki onurum söz konusu şu an.”

Zeynep kıkırdayarak sandalyesinde iyice dikleşti, çenesini hafifçe yukarı kaldırdı. “İyi bakalım, teslim oldum sana. Vur makası!”

Tarağı Zeynep’in tam çene hizasına yatay olarak yerleştirdim. Şakaklardan aşağı inen uzun saç tutamını tarağın arasına sıkıştırıp makasın bıçaklarını dayadım.
‘Şak…’

Keskin metal sesi salonda yankılandı. Göğsüne kadar uzanan o kalın, ağır saç kütlesi bir anda gövdesinden ayrılıp yerdeki çarşafın üzerine pat diye düştü. Zeynep o ilk tutamın düşüşünü izlerken omzunu hafifçe yukarı çekip derin bir nefes aldı.

Makası hiç durdurmadan, çene çizgisini milimetrik bir rehber kabul ederek önden arkaya doğru ilerlemeye başladım. ‘Şak… şak… şak…’ Her bir kesimde Zeynep’in boynu daha da açılıyor, üstteki o pürüzsüz küt tabaka alt taraftaki 360 derece tıraşlı bölgenin üzerine bir perde gibi seriliyordu. Defalarca uzunluğu kontrol etmek bahanesiyle ellerimi saçlarının arasında gezdirdim ve traşladığım alt kesime dokundum. Bunu yapmak beni fazlasıyla tahrik ediyordu.

Son tutamı da kestikten sonra tarağın tersiyle omuzlarındaki dökülen kırıntıları sıyırdım. Aynadaki görüntüye baktığımızda, az önceki o karmaşadan eser kalmamıştı; karşımızda son derece klas, jilet gibi keskin çene hizasında bir küt kesim duruyordu.

Zeynep başını hafifçe sağa sola salladı. Saçlar tam çene hizasında dökülürken, küt kesimin o keskin ve simetrik yapısı her harekette harika duruyordu.

“Bak işte,” dedim berber tarağını Zeynep’in saçının arasından son kez geçirerek. “Hiçbir eğrilik, hiçbir tutarsızlık yok. Hem Fatih’in istediği gibi hanım hanımcık, hem de senin istediğin gibi klasik bir küt.”

Zeynep uzanıp parmak uçlarıyla saç uçlarına dokundu. Aynadaki aksine bakarken yüzünde hem bir ferahlama hem de büyük bir tatmin ifadesi belirdi. Saçını eliyle şöyle bir kavrayıp başını hafifçe geriye attı; üstteki küt katlar süzüldükçe alttaki o gizli, 360 derece tıraşlı bölge anlık olarak görünüp tekrar kayboldu.

“Gerçekten jilet gibi oldu…” dedi sesi hayranlıkla çıkarak. “İnanmıyorum sana, kuaför salonunda kesilse bu kadar simetrik durmazdı valla. Sürekli gözüme giren o uzun saçlardan kurtulduğuma mı sevineyim, boynumun bu kadar ferahladığına mı…”

“Ve en güzel yanı,” dedim enseyi açarak, “işte burası.”

Zeynep aynadaki aksine bakıp kıkırdadı. “Adam eve gelince ‘Aha, sonunda sözüme geldin’ diye gururlanacak. Ama saçımı toplayıp o alttaki kesimi gördüğü an ne hissedecek merak ediyorum!”

“Onu da yarın sabah öğreniriz artık,” dedim gülerek. “Şimdi bu gizli kuaför operasyonunun delillerini ortadan kaldırma vakti.”

Zeynep üzerindeki havluyu dikkatlice omzundan sıyırıp dökülen kırıntıları silkerek ayağa kalktı. Yerdeki çarşafın üstüne basmamaya özen göstererek adımlarını banyoya doğru yöneltti.
“Ben bir de banyodaki büyük aynada bakacağım,” dedi heyecanlı bir tebessümle.

Arkasından banyoya doğru yürüdüm. Zeynep banyonun kapısını açıp parlak beyaz ışığı yaktı. Aynanın tam karşısına geçip çenesini hafifçe yukarı kaldırdı. Önce sağ profilini, sonra sol profilini inceledi. Parmaklarını çene hizasındaki o jilet gibi keskin, dümdüz küt uçlarda gezdirdi.

“Oha…” dedi fısıltı gibi bir sesle, spot ışığının altında saçın o pürüzsüz duruşunu görünce. “Banyo ışığında daha da efsane duruyor!”

Sonra dayanamayıp ellerini saçlarının arasına daldırdı. İki yanındaki uzun küt tutamları köklerinden kavrayıp başının tepesinde sıkıca topladı.

Banyo aynasının keskin ışığı altında, başının etrafını dairesel olarak saran o 360 derece ‘undercut’ hat tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Şakaklardaki sıfır geçişler, kulak üstlerindeki pürüzsüz kavisler ve ensesindeki ip gibi düz çizgi aynada pırıl pırıl parlıyordu.

Zeynep başını hafifçe sağa sola çevirerek o tıraşlı bölgeye dokundu. “Bakar mısın şuna… Üstler kapalıyken tam bir ‘hanım hanımcık’ küt, ama toplayınca resmen bambaşka bir tarz! Hem derli toplu duruyor hem de inanılmaz marjinal. Banyo aynasında görünce ikna oldum, hayatımda yaptırdığım en havalı şey oldu bu!”

“İstersen duşa girebilirsin,” dedim gülümseyerek. “Ensende sırtında saçlar var. Ben sana havlu çıkartayım. Sen duşunu alırken ben de ortalığı toplarım.”

Zeynep aynadaki aksinden gözlerini çekip bana doğru döndü. Yüzünde mahcup ama bir o kadar da sevimli bir ifade belirdi.
“Daha fazla rahatsızlık vermeyeyim artık sana,” dedi kararsız bir tonla “Zaten saatlerdir saçımla uğraşıyorsun, sana bir zorluk daha çıkartmayayım. Saç kırıntılarını silkeler, evde kendi banyomda alırım duşu.”

“Saçmalama, kocan kıl tüyden nefret ediyor. Eve taşıma hiç.” dedim. “VIP hizmet dedik, zaten yarım bırakmak bize yakışmaz.”

Zeynep dudaklarını büküp hafifçe kıkırdadı. “Çok misafirperversin ama gerçekten mahcup oluyorum…”

“Hiç mahcup olacak bir şey yok,” dedim güven veren bir edayla dolaptan havlu çıkararak. “Sen rahatça suyun altına gir, o saç tozlarından arın. Ben de o sırada yerdeki çarşafı bohçalar, tıraş makinesini toplar, ortalıkta tek bir tel bile bırakmam. Sen çıkana kadar salon eski haline döner zaten.”

Zeynep bir an duraksadı, ardından pes etmiş gibi ellerini havaya kaldırdı. Bakışlarında tatlı, flörtöz bir minnet belirdi.

“İyi bakalım, madem bu kadar ısrar ediyorsun… Reddetmek ayıp olur,” dedi. Banyoya girmeden hemen önce kapının eşiğinde durup muzip bir tebessümle geriye baktı. “Ama sen birşeye dokunma. Banyodan çıkınca o temizlik işine kesin yardım edeceğim, anlaştık mı?”
“Anlaştık,” dedim gülerek. “Hadi gir duşa.”

Zeynep kapıyı kapatıp kilidi çevirdiğinde banyodan suyun akış sesi gelmeye başladı. Ben de vakit kaybetmeden salona dönüp yerdeki çarşafı ve dökülen uzun saçları toplamaya giriştim. Salona geçip seri hareketlerle işe koyuldum.

Banyodan gelen su sesi salonun sessizliğine karışırken, yerdeki beyaz çarşafı dört köşesinden dikkatlice kaldırıp Zeynep’in dökülen o uzun saç tutamlarını ve ince kırıntıları tam ortada topladım. Çarşafı sıkıca bohçalayıp dökülenleri çöp poşetine aktardım.

Tıraş makinesini, tarakları ve makası kutusuna yerleştirip masanın üzerini boşalttım. Parkede tek bir tel saç bile kalmasın diye nemli bir bezle hızlıca üzerinden geçtim. Birkaç dakika içinde salon, sanki az önce gizli ve radikal bir kuaför operasyonu yaşanmamış gibi tertemiz oldu.
Tam malzemeleri çantaya kaldırıp derin bir nefes almıştım ki banyonun kapısı açıldı.

Zeynep, saçına sardığı havlu ve yazlık elbisesi ile banyodan dışarı çıktı. Banyodan yayılan ferahlatıcı şampuan ve sıcak su buharı kokusu salonu kaplamıştı.

Salondaki pırıl pırıl hali ve masanın üzerindeki düzeni görünce duraksadı. Yüzünde tatlı bir şaşkınlık ve hayranlık belirdi.

“İnanmıyorum sana…” dedi kıkırdayarak. “Ben daha duştan yeni çıkmışken sen burayı bal dök yala yapmışsın! Hani temizliğe yardım edecektim ben?”

“Iıı, yanılmıyorsam kadın kuaförlerinde dökülen saçları müşterilere toplatmıyorlar. Doğru mu?” dedim, çapkın bir edayla gülümseyerek. “En azından benim hizmet verdiğim özel salonda kural böyle.”

Zeynep başındaki havluyu omuzlarına düşürüp ıslak küt saçlarını parmaklarıyla geriye attı. Banyodan yayılan sıcak su buharı ve mis gibi şampuan kokusu salonun ortasına kadar ulaşmıştı. Nemli saçlar yüzünü mükemmel bir şekilde çerçeveliyor, çene hizasındaki o keskin hat ıslak görünüm etkisiyle çok daha iddialı görünüyordu.

“Demek öyle…” dedi Zeynep, adımlarını yavaşça bana doğru atarak. Islak saçlarından süzülen tek bir su damlası köprücük kemiğine doğru süzüldü. Yüzünde flörtöz, meydan okuyan bir tebessüm vardı. “O zaman bu özel salonun özel kuaförüne borcumu nasıl ödeyeceğim ben?”

“Yani…” dedim, gözlerimi nemli küt saçlarından ayırmayıp aramızdaki son birkaç adımlık mesafeyi biraz kapatarak. “Normalde tarifemiz yüksek ama… Senin bir borcun yok.”

Zeynep gözlerini süzerek hafifçe kıkırdadı. “Madem sen de ben de yalnızız. O zaman seni akşama yemeğe davet etmeliyim. Beni bu büyük dertten kurtarmanın karşılığını ödemiş olurum.”

“Tek bir şartla kabul ederim,” dedim sesimi hafifçe düşürüp gözlerinin tam içine bakarak. “Hala salonumuzdan ayrılmadın. Şimdi bir de bu saça modelleme yapmamız lazım.”

Zeynep’in gözleri muzip bir şaşkınlıkla açıldı. Islak, nemli küt saçları yanaklarına yapışmış haldeyken;  “Modelleme mi?” dedi sesi hafifçe kısılarak. “Yeteri kadar emek verdin. Daha ne yapacaksın bu saça?”

“Kuru halini görmeden, fönle o çene çizgisini jilet gibi oturtmadan seni buradan göndermem,” dedim. “Hem bir hata var mı kesimde ona bakarız.”

Zeynep dudaklarını ısırıp hafifçe kıkırdadı. Banyonun buharından hafifçe pembeleşmiş yanaklarıyla sandalyesine doğru çekildi ve yavaşça oturdu. Aynadaki aksimizden doğrudan gözlerimin içine baktı.

“Peki madem.” dedi sesindeki flörtöz edayı hiç saklamadan. “Madem salondan henüz çıkış yapamadım, teslim oluyorum. ”

Kurutma makinesinin fişini takıp geniş ağızlı fön başlığını oturtum. Düğmeye bastığımda salona yayılan ılık hava akımı, Zeynep’in omuzlarındaki nemli tutamları havalandırdı. Makineyi sağ elime alıp sol elimin parmaklarını Zeynep’in nemli küt saçlarının arasına daldırdım.

Ilık havayı diplere doğru üflerken, parmak uçlarım saçların köklerinden kayıp alt taraftaki o gizli, 360 derece tıraşlı, pürüzsüz tenine hafifçe temas etti. Zeynep parmaklarımın dokunuşunu ve ılık havanın hissini alınca hafifçe ürperip gözlerini süzerek kapattı.

“Çok iyi hissettiriyor…” diye fısıldadı, başını geriye, elime doğru hafifçe yaslayarak.
Saçlar kurudukça rengi açılıyor, ipek gibi parıldayarak tam çene hizasında kusursuz, keskin bir kalkan gibi yüzünü sarmalıyordu.

Fön makinesinin ritmik sesi ve salonun ılık havası arasında ikimiz de bir an duraksayıp salonun köşesindeki pusetinde mışıl mışıl uyuyan ufaklığa baktık.

Tüm tıraş boyunca prenses sakince uyumuştu. Bizi hiç rahatsız etmedi. Resmen gizli operasyonumuzun en büyük destekçisi oldu.

Zeynep gözlerini aynadan ayırıp mışıl mışıl uyuyan kızına sevgi dolu bir tebessümle baktı.

“Annesinin yeni tarzını sabırsızlıkla bekliyordur herhalde. Makinenin vızıltısını fön sesi sanıp ninni niyetine dinledi bücür.”

“E, tek şahidimiz de uyuduğuna göre bu traş bizim küçük bir sırrımız olacak.” dedim fönü saç uçlarına son kez tutup çene kavisini jilet gibi öne çıkararak. “Operasyon %100 başarıyla tamamlandı.”

Fön makinesini kapatıp masaya bıraktığımda salona tatlı bir sessizlik çöktü. Zeynep’in nemli saçları tamamen kurumuş, ipek gibi parıldayan, çene hizasında kusursuz bir küt kesime dönüşmüştü. Başını hafifçe sağa sola salladığında saçlar o kadar akıcı bir şekilde hareket ediyordu ki, altındaki o ferahlatıcı 360 derece undercut sırrı gizemini korumaya devam ediyordu.

Zeynep sandalyesinden yavaşça kalktı. Kurumuş, hacim kazanmış küt saçlarını eliyle arkaya atarken gözlerinin içi gülüyordu.

“Uslu kızım uyumaya devam ederken,” dedi sesini fısıltıya düşürüp bana doğru bir adım atarak, “biz de verdiğimiz sözü tutmak için kalkalım artık.”

Zeynep bebeği yavaşça ve uyandırmamaya özen göstererek kucağına aldı. Çene hizasındaki küt saçları kucağındaki bebekle birlikte hareket ettikçe omzuna hafifçe dökülüyor, o pürüzsüz hat her adımda kusursuz görünüyordu.

Kapının eşiğine geldiğimizde durup bana döndü. Yüzünde hem tatlı bir yorgunluk hem de akşama dair heyecanlı bir tebessüm vardı.
“Ben şimdi eve geçip bu tatlışı yatağına yatırayım,” dedi sesi fısıltı gibi çıkarak. “Sonra da mutfağa girip bize bir yemek hazırlayayım.”

“Anlaştık,” dedim kapıyı aralayıp ona yol verirken. “O zaman akşam için sözleştik. Ben de gelirken güzel bir şişe şarap kapıp getiriyorum. Yemeğe uyum sağlasın.”

Zeynep gözlerini süzerek hafifçe kıkırdadı, küt tutamlarını başını tek bir harekete geriye atarak düzeltti. “Tamamdır kuaför bey… Şarabına eşlik ederim. Emzirmiyorum zaten. Ama soğutmayı unutma. Akşam sekiz gibi bekliyorum, kapı sana açık.”

Kendi dairesine doğru adımını atarken küt kesiminin altından o marjinal sırrı taşımanın özgüveni her halinden belli oluyordu. Arkasından kapıyı kapatıp akşamki buluşma için güzel bir şarap seçmek üzere hazırlıklara başladım.

Hi everyone! This is the first story I’m sharing here. The script was written by me, with a little help from AI for editing. If you like it, there’s more to come!

 

Leave a Reply